Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın 5 etkili yolu

2017-12-18 18:04:00

Kış mevsimiyle birlikte bulaşıcı hastalıklar kapıya dayandı. Bu mevsimde nezle, grip gibi enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığı artarken, acil servislerde nezle ve grip hastalarında yoğunluklar yaşanıyor. Okul ve kreş gibi toplu ortamlar da, bulaşıcı hastalıkların yayılmasına zemin oluşturuyor. Özellikle çocukluk çağındaki doktor ziyaretlerinin büyük çoğunluğunu üst solunum yolu enfeksiyonlarının oluşturduğunu kaydeden Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları söyledi: “Üst solunum yolu enfeksiyonlarını; nezle, gribal enfeksiyonlar, sinüzit, orta kulak iltihapları, bademcik iltihapları gibi hastalıklar oluşturuyor. Yetişkinler ortalama yılda 2 ile 4 kez, çocuklar yılda 6 ile 8 kez üst solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle doktora gidebiliyor. Üst solunum yolu enfeksiyonları %60- %70 virüs kaynaklı olduğundan, antibiyotik kullanılmasına gerek bulunmaz. Fakat beraberinde, ateş, şiddetli ağrı gibi şikayetler oluyorsa ve alt solunum yolu enfeksiyonları (zatürre, bronşit gibi) başlamış ise, hekim tarafından gereken tedavi uygulanacaktır” dedi.  Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, bulaşıcı hastalıklardan korunmanın 5 etkili yoluna ilişkin şunları kaydetti: 1-Ellerin gün içerisinde sık sık antiseptik solüsyonlar veya sabunlu su ile yıkanması anahtar derecede önemi olan koruyucu noktadır. 2-Her türlü vitaminleri içeren meyve ve sebzelerin yanında, minerallerin dengeli tüketilmesi bağışıklık sisteminin sağlam olması açısından önemlidir. Bağışıklık sistemi, sadece C vitamini- ekinezya gibi doğal ürünlere bağlı değildir. Tüm vitaminlerin ve güneş ışığının da uygun dozda alınmasıyla yeterince güçlü olabilecektir. 3-Bulaşıcı hastalıklardan kor... Devamı

Ucu düşük bir burun, erkeğin karizmasını bozuyor

2017-12-13 12:59:00

Burun estetiği, geçmişte büyük oranda kadınlar tarafından tercih edilmesine rağmen, günümüzde neredeyse hastaların yarısını erkekler oluşturuyor. Yüzün ortasında olan burun, kişiye ilk bakıldığında dikkat çeken özelliklerinin başında yer alıyor. Ucu düşük bir burun kişiye, daha sinirli, enerjisi düşük ve olduğundan yaşlı bir görünüm verebiliyor. Bu da kişinin, mesleki ve sosyal hayatında olumsuz önyargılar olarak geri dönebiliyor.   İdeal erkek burun estetiği hakkında bilgi veren KBB ve Burun Estetiği Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, “Erkeksi yani maskülen bir burun sırtı, düz inmelidir ve ucu fazla kalkık olmamalıdır. Erkeklerde üst dudak ile burnun yandan ideal açısı 95-100  iken, kadınlarda bu açı biraz daha fazla olup 105-110 derecedir. Erkek burnu güçlü görünmelidir. Çok fazla kibar ve nazik olması tercih edilmez” diyor.   Erkeksi ve yakışıklı bir görüntü isteniyor Erkeklerin, spor veya çeşitli dış ortam yaralanmalarına ve burun kırıklarına daha fazla maruz kalabildiğine işaret eden Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları söyledi: “Erkeklerde, burundan nefes alma problemleri, daha sık olabiliyor. Burun tıkanıklığı sebebiyle ameliyat olmaları gerektiğinde, çoğu zaman burun dışına da bir müdahale gerekebiliyor ve bu nefes almalarını oldukça olumlu etkiliyor. Ayrıca, hazır genel anestezi almışken, daha erkeksi ve yakışıklı bir görüntüye sahip olmayı kim istemez ki? Devir, daha iyi nefes alan ve erkeksi burunlar devri” dedi. Sosyal, mesleki ve özel hayatı olumlu etkiliyor    Burun estetiği ameliyatlarının, dünya genelinde son yıllarda en fazla yapılan ameliyatlar arasında olduğunu anlatan Doç. Dr. Se&cc... Devamı

Sedef hastalığı nedir? Sedef hastalığının belirtileri nelerdir?

2017-12-05 11:33:00

Sedef hastalığının genetik geçişli bir cilt sorunu olduğunu belirten Dr. Mehmet İlteber Bahadır, hastalığın ortaya çıkmasındaki nedenleri ve belirtilerini sıraladı. 'Sedef hastalığının tedavisi yoktur' inanışının da doğru olmadığını belirten Bahadır, hastaların alması gereken önlemler hakkında bilgiler verdi. Sedef hastalığının genetik geçişli olduğunu belirten Dr. Mehmet İlteber Bahadır, bu durumun ne anlama geldiğini şöyle açıklıyor: Genetik geçişin manası şudur; illa annede, babada, halada hastalık olacak diye bir şey yok. Hastalık 7 kuşak sonra da ortaya çıkabilir. Bir evde 4 kardeşin birinde olup, diğerlerinde olmayabilir. Yani “annemde veya babamda yok', bende nasıl olur” demeyin. KİMLER RİSK ALTINDA? “Sedef hastalığı her yaşta görülebilir ancak en çok adolesan çağ dediğimiz dönemlerde ortaya çıkar.” şeklinde konuşan Dr. Bahadır, hastalıkla ilgili kimlerin risk altında olduğunu sıraladı: Sedef hastalığı kadınlarda en çok adolesan çağ, hamilelik ve hamilelik sonrası (annelik hormonlarının çekildiği) dönemde ortaya çıkar. Erkeklerde ise gene en çok adolesan çağ ve sosyal-ekonomik çöküntü dönemlerinde ortaya çıkar. SEDEF HASTALIĞINI TETİKLEYEN FAKTÖRLER Stresin ve bazı ilaçların hastalığı tetiklediğini anlatan Bahadır, “Sedef hastalığını tetikleyen faktörlerin başında stres, bazı gıdalar ve alınan ilaçlar örnek olarak verilebilir. Sedef hastalığı cildin kısır döngüye girdiği bir hastalıktır. Örnek vermek gerekirse; ergenlik dönemini stresli geçiren kız çocukları, gençlik dönemlerinde vücudunda, kolunda, sırtında, bacaklarında sedef lezyonları yaşayabilir. Fakat genç hastanın stresli süreci bitip mutlu bir hayata devam ediyor olsa ... Devamı

Tansiyon hastalarına uçak yolculuğu için 12 öneri

2017-12-04 21:24:00

Özellikle kan, kalp, tansiyon ve akciğer ile ilgili hastalığı olanlar için uçak yolculuğunun riskler taşıyabildiğine vurgu yapan uzmanlar, yolculuk öncesi tedbirlere dikkat çekiyor. Tansiyon hastalarının tamamına yakınının rahat şekilde uçak yolculuğu yapabileceğini söyleyen Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tekin Akpolat, “Uçması sakıncalı tansiyon hasta sayısı çok azdır. Tansiyon hastaları pilot bile olabilir. Ancak tansiyonu çok yüksek veya tansiyon kontrolü kötü olan hastaların uçması doğru değildir” diyor. İLAÇLARINIZI VALİZDE DEĞİL, EL ÇANTANIZDA BULUNDURUN İster günü birlik ister daha uzun bir seyahat olsun tansiyon hastalarının ilaçlarını yanında bulundurması gerektiğini belirten Dr. Akpolat, şunları söylüyor:  “Uçakta valizlerin taşındığı bagaj kısmında bir sorun olmazsa ilaçlar bozulmaz ancak valizlerin kaybolması, geç gelmesi sorun olabilir. Bu nedenle ilaçların kabin içinde taşınması daha doğru olur. Tansiyon aletlerinin de yanında, hatta kabin içinde taşınması gerekir. Günümüzde seyahat için tasarlanmış el çantasına sığan koldan ölçen küçük tansiyon alet modelleri vardır. Acil durumlarda uçakta bulunan tansiyon aleti de kullanılabilir. Doktorunuz kullanmanıza izin verdiyse acil durumlarda kullanmak üzere dilaltı ilacınızı da yanınıza alabilirsiniz. Dilaltı ilaçlarının tansiyon ölçmeden kullanılmasının sakıncalarını unutmamak gerekir. Çünkü tansiyon düşüklüğü ve tansiyon yüksekliğinin belirtileri bazen karışabilir. Uçak korkusu da strese neden olarak, hatta panik atak yaparak tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu konuda sakinleşmek için gerekirse profesyonel bir destek almak gerekebilir. U&cc... Devamı

Dijital ekrana maruz kalmak konuşma gecikmesine neden oluyor

2017-12-04 12:59:00

Erken yaşta fark edilmeyen ve günlük yaşamda konuşma bozukluğuna sebep olabilecek detayları gözden kaçırmak, birçok yönüyle ailelerin ve çocukların yaşamını olumsuz etkiliyor. Bu konuda Uzman Doç. Dr. Adnan Ayvaz, dijital ekranlar çocukların algı ve analiz etmesini yoğunlaştırdığını, bu yüzden duyguların yok olmasına sebep olduğunu söylüyor. Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Adnan Ayvaz, 2 yaşından önce uzun süre dijital ekranlara maruz kalmanın, konuşma bozukluğunun aileler tarafından fark edilmeyen en önemli nedenlerinden olduğunu söylüyor. “Dijital ekranların akış hızını algılamakta zorlanıyorlar” En geç 3 yaşına kadar konuşma gelişimini tamamlaması gereken çocuklarda dil ve konuşma bozukluklarının en önemli sebepleri arasında, çocuklara yemek yedirmek, sakinleştirmek için dijital ekranlara maruz bırakılması geliyor.  Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Adnan Ayvaz,  2 yaşına kadar dijital ekranlara uzun süre maruz kalan çocukların, ciddi iletişim ve dil problemleri, sosyalleşme, öğrenme ve analiz yeteneklerinde sorunlar yaşadığını söylüyor. Çocukların dijital ekranlardaki hızlı akışa yetişemediklerini belirterek, “Televizyon tablet, telefon gibi elektronik cihazların ekranlarındaki hızlı akış, bu dönemdeki çocukların algı ve analiz edebilme kapasitesinin çok üzerinde. Çocuklar gördüklerini algılamaya çalışırken çok fazla çaba sarf eder ve bu durum geri kalan dünyaya algılarını ve duygularını kapatmasına neden olur.” “En büyük yanlış, ailelerin akıllı telefonlarını çocuklarını sakinleştirmek için kullanmaları” Çocuklarının dijital ekranlar karşısında sabitl... Devamı

Kilo kolon kanseri riskini artırıyor (Ünlüler kamera karşısında)

2017-12-04 12:49:00

Tıp uzmanları, obezitenin tüm kanser türlerine eğilimi artırdığı konusunda birleşiyor. 34. Ulusal Gastroenteroloji Kongresinde de kolon kanseri ile fazla kilo arasındaki bağlantıya ve kalın bağırsak kanserinde erken tanıya dikkat çekildi. Ünlü isimler de aynı amaçla kamera karşısına geçti. Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) tarafından Antalya’da yapılan 34. Ulusal Gastroenteroloji Kongresinin basın toplantısında konuşan Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, en sık rastlanan bir grup kanserin gastrointestinal sistemden kaynaklandığını söyledi.  “TÜRKİYE'DE ENDOSKOPİYİ KİMLERİN YAPACAĞININ YASAL DAYANAĞI YOK” Endoskopinin ehil kişiler tarafından yapılması gerektiğini belirten Bor, "Sağlık Bakanlığı’nın elinde bulunan sertifikasyon programını hızla sonlandırması ve kimlerin endikasyon yapacağının bilinmesi gerekir. Bugün ülkemizde endoskopiyi kimlerin yapacağının yasal dayanağı yok. Her hekim endoskopi yapabilir düzeydedir, bu kabul edilir bir şey değildir" dedi. “DIŞKIDA GİZLİ KAN TAHLİLİ ÇOK ÖNEMLİ" Mersin Üniversitesinden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Sezgin ise kolon kanserinin sık görüldüğünü, yaşlılıkla birlikte görülme sıklığının arttığını dile getirdi. Toplumdaki kolon kanseri bilincinin yeterli düzeyde olmadığını ve hastalığın ölümcül olabildiğini vurgulayan Dr. Sezgin, erken teşhise dikkat çekerek şunları söyledi:  “Kolon kanseri önlenebilir, nadir kanserlerden biridir. Henüz kanser gelişmeden ciddi sorunlara yol açmadan, erken aşamada saptanabilen meme kanseri, rahim ağzı kanseri, bir de kolon kanseri vardır. Kolon kanseri önleme ve erken saptama adına tüm sağlık merkezlerinde yapılan dışkıda gizli kan tahlili, bunu her 50 yaşına gelenin yapma... Devamı

Yeni yıla beyaz dişlerle girmeniz mümkün

2017-11-30 12:33:00

2018'e biyolojik beyazlatma yöntemi ile beyaz dişlerle girebilirsiniz. Özellikle hassasiyet hisseden dişlere sahipseniz bu yöntem tam size göre. Biyolojik Beyazlatma jelinin formülü sayesinde hassasiyet en aza indiriliyor, diş minesi onarılırken dişlerde beyaz bir görüntü sağlanıyor. DentGroup Estetik Diş Hekimi Mert Kalak  son çıkan beyazlatma yöntemini anlattı: Biyolojik beyazlatma nedir ? Dişlerde beyazlama sağlarken bir yandan da diş minesinde onarım yapan, bu sayede hassasiyeti en aza indiren beyazlatma yöntemidir. Biyolojik beyazlatmanın diğer beyazlatma yöntemlerinden farkı nedir ? Diş minesini beyazlatırken aynı zamanda sağlıklı doku takviyesi yapar. Bunu, Biyolojik beyazlatmada kullanılan jelin içeriğindeki “nano-hidroksiapatit” adını verdiğimiz diş minesi kristalleri ile sağlar. Bu sayede diş yüzeyindeki gözle görülemeyen mikro çatlaklar, gözenekler ve bozulmalar kalıcı olarak kapanmış olur, beyazlatma esnasında ve sonrasında hassasiyet en aza iner. Dişlerimde hassasiyet mevcut. Yine de beyazlatma yaptırabilir miyim? Biyolojik beyazlatma sayesinde bu soruya evet yanıtını verebiliyoruz. Beyazlatma işleminde hassasiyete neden olan madde hidrojen peroksit’tir. Biyolojik beyazlatma jelinde bu maddenin oranı çok düşüktür ve jelin mine kristalleri içermesi dolayısıyla hassasiyet neredeyse tamamen ortadan kalkmaktadır. İşlem sırasında ve sonrasında hassasiyet olmayacağı gibi, çoğu zaman mevcut hassasiyetiniz de işlem sonrasında azalmış olacaktır. Biyolojik beyazlatma nasıl uygulanır? Diğerlerinden farklı mıdır? Biyolojik Beyazlatma uygulamasının “Kombine Beyazlatma” diye adlandırdığımız “ev tipi” ve “ofis tipi” beyazlatma uygulamasından tek farkı kullanılan jelin içeriği ve beyazlatma işlemine uygun bir diş macu... Devamı

Günlük vitamin ihtiyacının yüzde 72’sini karşılıyor

2017-11-30 12:30:00

Kış mevsiminin vazgeçilmez yiyeceklerinin başında gelen kestane, tezgahlarda yerini aldı. Kestanenin vitamin, mineral ve lif bakımından oldukça zengin olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ulaş Özdemir, “Kestane kan basıncı ve kolesterolü dengeler, bağışıklığı güçlendirir, kalbi korur, stresin zararlı etkilerini azaltır ve kas yorgunluğunu önler” açıklamasında bulundu. Kestanenin diğer yemişlerden daha az kaloriye sahip olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ulaş Özdemir, “Kestanenin 100 gramında 170 kalori bulunuyor. Yani 3 orta boy kestane 1 dilim ekmek ile eşdeğerdir” dedi. Kestanenin ara öğünlerde tercih edilebileceğini vurgulayan Özdemir, “Kestane B ve C grubu vitaminleri, potasyum, magnezyum, demir açısından zengin bir kaynaktır. Diyet lifi açısından 100 gram kestane günlük ihtiyacın yüzde 21’ini karşılayabilir” şeklinde konuştu. Kolesterolü dengeleyip kalp hastalıkları riskini azaltıyor Kestanenin içerdiği toplam yağ miktarının diğer kuru yemişlerden az olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ulaş Özdemir “Tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri içerdiğinden hastalıklar için koruyucudur. LDL kolesterolü düşürür, kalbi koruyan HDL kolesterolü artırır. Kestane, kolesterolü dengelemede ve koroner kalp hastalıkları riskini azaltmaya yardımcı olur” dedi. 100 gram kestane günlük vitamin ihtiyacının yüzde 72’sini karşılıyor Kestanenin C vitamini açısından oldukça zengin bir besin olduğunu belirten Ulaş Özdemir “100 gram kestane günlük ihtiyacın yüzde 72’sini karşılayabilir. Kestane, içerdiği antioksidan bileşenler ve C vitamini sayesinde serbest radikallerden vücudu koruyarak bağışıklığı g&uum... Devamı

Reflüye karşı alınması gereken 7 önlem

2017-11-29 11:18:00

Genellikle göğüs ortasında yanma, ağrı, ağza acı su gelmesi kimi zaman da ses kısıklığı ve kuru öksürükle kendini gösterebilen reflü, en yaygın sindirim hastalıklarından biri. Her yaşta görülebilen ve giderek artan bu hastalığın ortaya çıkmasında en büyük etken ise yanlış beslenme alışkanlıkları. Reflü tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini düşürüp, iş hayatını olumsuz etkilemekle kalmıyor, yemek borusuna zarar verip kansere giden yolu bile açabiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Musa Aydınlı, mide suyunun; asit, mide enzimleri ile bazen safra içerdiğini, bunların eritici ve yıkıcı etkilere sahip olduğunu söyledi. Yemeklerin bu sayede sindirildiğini aktaran Dr. Aydınlı, sistemin işleyişi ile ilgili şunları söyledi: “Sindirim işlemini yaparken sindirim organlarımız mide suyundan kendilerini korumak zorundadır ve bunun için de etkin savunma sistemlerine sahiptir. Ancak savunma sistemlerinin yetersiz kalması durumunda reflü hastalığı ortaya çıkar. Dengesiz ve düzensiz beslenme, şişmanlık, sigara, alkol, stres vb. faktörler savunma sitemlerini olumsuz etkiler. Mide suyu zamanla yemek borusunun içini döşeyen dokuyu zedeler ve asit serbest sinir uçlarına ulaşır. Bu da ağrı gibi yakınmaların ortaya çıkmasına neden olur. Hastalık göz ardı edilir ve kontrol altına alınmaz ise ağrı ve yanmanın ötesinde tehlikeli boyutlara ulaşabileceği unutulmamalıdır.” HASTA KALP KRİZİ GEÇİRDİĞİNİ SANABİLİR Yemeklerden sonra olan, bazen gece uykudan uyandırabilen göğüs ortasında yanma ve ağrı, ağıza acı su gelmesi bu hastalığın tipik yakınmaları. Ağrılar bazen o kadar çok şiddetli olabiliyor ki hasta kalp krizi geçirdiğini bile sanabiliyor. Mide suyu ve gıdalar boğaza, hatta ağza kadar ulaşabiliyor. Bu durumda boğaz ağrısı, ses kısıklığ... Devamı

Hamilelikte grip bebeğe zarar verir mi?

2017-11-26 21:27:00

Grip, pek çok insanın hayatını olumsuz etkilediği gibi gebelik sürecinde de bebeğin sağlığını tehlikeye sokuyor. İstinye Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum/Jinekolojik Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Mert Göl, anne adaylarına griple ilgili önemli bilgiler verdi… Gebelikte grip geçiren annelere bol miktarda sıvı tüketmeleri ve istirahat etmeleri önerilir. Bu süreçte doktorun vermediği hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Hamilelik sırasında grip olan annelerin eğer grip uzun sürüyor ise ki 3-4 gün içinde geçmeli, ateş yüksekliği var ise, solunum güçlüğü ve ciddi öksürük ve balgam çıkarma şikayetleri varsa mutlaka bir doktora başvurmaları gerekmektedir. Korunmak için neler yapılabilir? Gripten korunmak için en önemli şey, toplum içinde özellikle grip şikayetleri olan insanlara fazla yaklaşmamak, genel anlamda ise hamile iken arkadaşlarımızla öpüşme ve yakın temasa neden olan davranışlardan kaçınarak bulaşma riskini azaltabiliriz. Ayrıca sağlıklı bir beslenme, spor, yeterli vitamin takviyesi ile de gripten korunabiliriz.Sözcü... Devamı

Kendi kendine meme muayenesi erken teşhiste önemli

2017-11-24 13:55:00

Meme kanserinde erken tanının önemine vurgu yapan ve kendi kendine meme muayenesinin erken tanıdaki rolüne dikkat çeken Genel Cerrah Prof. Serdar Saydam, “Biz kadınlardan tanı koymalarını beklemiyoruz, sadece daha önce olmayan bir değişiklik var mı yok mu bakmalarını, varsa doktora gitmelerini öneriyoruz” dedi. Meme kanserinde erken tanının, tedavi başarısını etkileyen önemli bir faktör olduğunu belirten Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinden Genel Cerrah Prof. Dr. Serdar Saydam, memede lezyon olması halinde hemen hekime başvurulması gerektiğinin altını çizdi.  Kendi kendine meme muayenesinin mamografiye yardımcı olduğunu söyleyen Genel Cerrah, “Ama hiçbir zaman mamografinin yerine geçmez” dedi. MUAYENE DOĞRU ŞEKİLDE YAPILMALI ntvmsnc'de yer alan habere göre: Kendi kendine yapılan meme muayenesinin püf noktalarına da değinen Saydam, “Memeyi tutup iki taraftan sıkmak hiçbir şekilde doğru bir yöntem değildir. Genellikle hastalar hangi tarafı muayene edeceklerse o tarafın elini başının arkasına koyup ayaktayken hafif dairesel hareketlerle memeyi parmak uçlarıyla göğüs duvarı arasında sıkıştırmaları ve koltuk altı muayenesi için de karşı eli koltuk altına koyup diğer elle üzerini kapatmaları yine dairesel hareketlerle sıkıştırarak muayene etmeleri gerekiyor” diye konuştu. KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ NE ZAMAN YAPILMALI? Bu tarz muayeneleri ön muayene olarak değerlendirmek gerektiğini dile getiren Prof. Saydam, “Hastalar zaten doktora yılda bir defa gidiyorlar. Kendi kendine yılda on iki defa meme muayenesi yapmaları gerekiyor. Adet gören bir kadınsa iki adetin ortasında yumurtlama zamanında, adet görmüyorsa herhangi bir zamanda bu muayeneyi yapabilirler” ifadesini kullandı. ... Devamı

Ortodontik tedavi için kalıcı dişlerin çıkmasını beklemeyin!

2017-11-24 13:52:00

Ağız ve diş sağlığı için dişlerdeki düzensizliklerin ve çene bozukluklarının zamanında tedavi edilmesinin önemli olduğunu belirten Ortodontist Burak Büyüktürk, çocuklarda, ortodonti tedavisine başlamak için süt dişlerinin kalıcı dişlerle değişmesini beklememek gerektiğini söyledi. Diş ve çenedeki düzenliszilk ve bozuklukların diş temizliğini zorlaştırdığını, bunun da diş eti hastalıkları ve diş çürüğüne bağlı diş kayıplarına yol açtığını belirten Diş Hekimi ve Ortodonti Uzmanı Burak Büyüktürk, ortodontik tedavinin zamanlamasına dikkat çekti.  “Çocuklarda, ortodonti tedavisine başlamak için süt dişlerinin yerine kalıcı dişlerin çıkması beklenmemeli” diyen Dr. Büyüktürk, her çocuğun gelişiminin farklı olduğu için çene ve diş yapısının da buna göre şekillendiğini dile getirdi.  Birçok çocukta ortodontik sorunların erken yaşta ortaya çıktığını, bu nedenle çene problemlerine erken müdahale edilmesi gerektiğini vurgulayan Büyüktürk, ortodonti tedavisi hakkında sık sorulan soruları şöyle cevapladı:  Ortodonti nedir?  Ortodonti tam olarak dişlerdeki bozuklukları düzeltmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu tedavi yöntemi ile estetik olarak sorunlar ortadan kalkar ve çocuklar sağlıklı bir diş yapısına kavuşur. Çocuklarda sorunlu diş belirtileri nelerdir? Çocuğun ağız ve diş yapısındaki bozukluklar onu sağlık açısından tehdit edebildiği gibi, görünüm olarak da zamanla rahatsız eder. Bu nedenle tedavi gerektiren durumlar şu şekilde sıralanabilir.  -Önde konumlanmış çapraşık dişler,  -Süt dişlerin erken ve geç kayıpları,  -Dengeli durmayan ağız ve çene yapısı, ... Devamı

Bel ağrısı hangi hastalıkların habercisi?

2017-11-22 13:23:00

Erişkinlerin yüzde 80’inin hayatlarında en az bir defa ortaya çıkan bel ağrısının, bir aydan uzun sürmesi altta yatan ciddi bir sorunu düşündürmeli. Bel ağrısından yakınan hastaların yarısından çoğu ilk haftadan sonra, yüzde 90’ından çoğu ilk bir aydan sonra büyük ölçüde iyileşiyor. Yüzde 10’undan daha azında ise şikayetler altı aydan daha uzun sürebiliyor ve bu durum ciddi hastalıkların belirtisi olabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, bel ağrısının, pek çok hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkan bir durum olduğuna dikkat çekerek, “Bel ağrısı şikayeti, insanlarda soğuk algınlığından sonra en sık görülen rahatsızlıktır” dedi. AĞRININ NEDENİ BEL FITIĞI OLMAYABİLİR Bel ağrısına yol açan nedenlerden birinin de bel fıtığı olduğunu belirten Bozbuğa, bel ağrısına neden olabilecek sorunları şöyle anlattı: “Toplumda, bel ağrısı sanki her zaman bel fıtığının belirtisiymiş gibi düşünülse de, gerçekte, bel fıtığı çok geniş bir yelpazede yer alan bel ağrısının nedeni olan pek çok hastalıktan sadece bir tanesidir. Bel ağrısı basit bir kas spazmından mekanik bel ağrısına, osteoartrit ve spondiloza (omurganın kireçlenmeleri), bel fıtığına, fibromiyaljiye, yumuşak doku zorlanmalarına, omurganın iltihabi-enfeksiyöz hastalıklarına, apselere, kemik hastalıklarına ve kırıklarına, metabolik-hormonal hastalıklara, romatizmal hastalıklara, iç organ hastalıklarına, büyük damar hastalıklarına (aort damarının anevrizması/genişlemesi, damar tıkanıklıkları), çeşitli kemik / omurga, omurilik ve yumuşak doku tümörlerine ve daha birçok hastalığa işaret edebilir. Bu nedenle, çok dikkatli ve ısrarcı bir biçimde, bel ağrısının nedeninin ortaya konmasına çalışılmalıdır... Devamı

Tarçın hafızayı güçlendiriyor, kimyon sivilceyi gideriyor

2017-10-31 19:52:00
Tarçın hafızayı güçlendiriyor, kimyon sivilceyi gideriyor |  görsel 1

Aromaları ile yemeklere lezzet katan baharatların sağlık için de sayısız faydası var. Şeker ve kolesterolü düzenlemekten, metabolizmayı güçlendirmeye, kanser hücrelerinin baskılanmasından tümörün küçülmesine katkı sağlamaya kadar birçok alanda fayda sağlayan baharatlar doğru kullanılmadığında ise sağlığı tehdit edebiliyor. Özellikle kronik hastalıkları olanların baharatları daha dikkatli kullanması gerektiğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Ulaş Özdemir, zencefil, tarçın, biber, karanfil gibi günlük hayatın içindeki baharatların kullanımı ile ilgili önemli bilgiler paylaştı: ZENCEFİL TÜMÖRÜN KÜÇÜLMESİNE YARDIMCI OLUYOR  “Antibakteriyel, antiviral, antienflamatuvar olarak kullanılan zencefil, çay olarak tüketildiğinde hamilelik dönemi bulantılarında kullanılabilecek en güvenilir çareye dönüşür. Zencefil çayı aynı zamanda uzun yolda ortaya çıkan mide bulantılarında da etkilidir. Antitümör etkisi sayesinde tedavisi zor olan kanser türlerinde doktora danışılarak tüketilen zencefil tümörün büyümesini baskılamaya yardımcı olabilir. Spor yapan kadınlarda kas ağrılarını ve adet dönemindeki ağrıları azalttığına dair çalışmalar bulunan zencefil solunum yolu hastalıklarında, öksürük, grip ve soğuk algınlığına birebirdir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Fakat kan basıncı ve şeker ile ilgili ilaç kullananlar için sakıncalı olabileceği unutulmamalıdır. TARÇIN HAFIZAYI GÜÇLENDİRİYOR Kan şekerini dengelemesiyle tanınan ve bu özelliği ile diyabetik hastalara önerilen tarçın bazı diyabet ilaçları ile etkileşime girebilir. Diyabet hastalarının tarçın kullanımı ile ilgili doktorlarına danışması &oum... Devamı

Bel ağrısından kurtulmak mümkün!

2017-10-31 11:55:00
Bel ağrısından kurtulmak mümkün! |  görsel 1

Kas ve bağ dokusundaki zorlanmalara bağlı gerilmelerden kaynaklanabilen ve hemen herkesin hayatında en az bir kez yaşadığı bel ağrısı, hareket kısıtlığı yaparak yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürüyor. Gerekli önlemleri alarak basit bel ağrılarının kolayca tedavi edildiğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, ilaç ve egzersizin işe yaramadığı durumlarda devreye cerrahi tedavinin girdiğini söyledi. Basit bel ağrılarının sıklıkla 6 hafta içinde kendiliğinden, fizik tedavi ya da ilaç kullanımı ile gerileyebildiğini dile getiren Dr. Öztürk, şöyle konuştu: “Yaşamı daha olumsuz etkileyecek ağrının nedeni ise boyun ve bel bölgesinde görülen fıtıklar olabilir. Omurilikten çıkan sinirlere baskı yaparak kollarda veya bacaklarda ağrı yapabilir. Fıtıklaşan diskin bulunduğu bölgeye göre kişinin şikayetleri farklıdır. Boyun bölgesindeki fıtıklarda sırt bölgesinde ağrı, kollarda, ellerde ağrı veya uyuşma meydana gelir. Bel bölgesindeki fıtıklarda ise fıtığın yerine göre sağ/sol bacakta veya her iki bacakta ağrı ve uyuşma şikayetleri olur.” MİKRO CERRAHİ YÖNTEMLERİ YÜZ GÜLDÜRÜYOR Cerrahi tedavilerin teknoloji sayesinde hasta açısından daha basit hale geldiğini söyleyen Öztürk, “Mikro cerrahi yöntemler ile yapılan tedavinin sonuçları oldukça başarılı yanıtlar veriyor. Daha karmaşık durumlarda açık mikroskopik veya enstrumanlı cerrahi gereksinimleri de olabilir. Burada ideal olan uygun hasta seçimi ve uygun tedaviyi uygulamaktır” diye konuştu. ntvmsnc... Devamı

Böbrekleri tüketen 10 neden

2017-10-30 14:28:00
Böbrekleri tüketen 10 neden |  görsel 1

Böbrek yetmezliği Türkiye’de organ nakli gerektiren sorunların başında geliyor. Böbrek nakli için sıra bekleyenlerin bir kısmı uygun donör bulunmasıyla rahat nefes alabiliyor ama çok önemli bir bölümü hayatını diyaliz makinelerine bağlı geçirmek zorunda kalıyor. Uzmanların uyarısı ise “böbreklerinizi sağlıklıyken koruma altına alın, diyalize mahkum olmayın” şeklinde. Türk Nefroloji Derneği verilerine göre, Türkiye’de böbrek hastalığı tanısıyla izlenen 74. 475 bin hasta var. Böbrek nakli bekleme listesinde ise 22 bin hasta bulunuyor. Antalya’da yapılan 34. Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Kongresinde, açıklamada bulunan Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Siren Sezer'e göre, mevcut nakil sayısı ile bu rakamı eritmek mümkün değil. Böbrek naklinin bu denli yetersiz olmasının ve ihtiyacı karşılayamamasının nedeni ise kadavradan organ bağışının azlığı. Böbrek yetmezliği geliştikten sonra sıkıntılı bir tedavi süreci başlıyor. İlaçlar, diyalizler, ameliyatlar derken ancak uygun donörle karşılaşabilenlerin yüzü gülüyor. Bu nedenle böbreklerin kıymetini sağlıklıyken bilmek, böbreklere zarar veren davranışlardan kaçınmak büyük önem taşıyor. Dr. Sezer’in verdiği bilgiye göre, böbreklere zarar veren ve yetmezliğe götüren 10 önemli neden ise şöyle: 1- Diyabet hastalığı 2-Hipertansiyon 3-Ateroskleroz (damar sertliği) 5-Çok tuz tüketmek 4-Obezite ve sağlıksız beslenme 6-Miktarı az ve düzensiz su içme alışkanlığı 7-Bilinçsiz bitkisel ürünler tüketmek 8-Yoğun ağrı kesici kullanmak 9-Boşaltım problemleri, gençlerde idrar tutma alışkanlığı, yaşlılarda prostat büyümes... Devamı

Kabızlık Türkiye'de her 12 kişiden birinin problemi

2017-10-30 14:13:00
Kabızlık Türkiyede her 12 kişiden birinin problemi |  görsel 1

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 9’unun kabızlık sorunu yaşadığını belirten ve “Kabızlık memleket meselesi oldu” diyen Gastroenterolog Prof. Serhat Bor, her 12 kişiden birinin kronik kabızlık çektiğini söyledi. Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) tarafından, Abbott’un koşulsuz desteği ile düzenlenen Sindirim Sistemi Hastalıkları Bilgilendirme Programının altıncı durağı Konya oldu. TGD Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, “Farkında Ol, Geç Kalma!” sloganı ile yapılan projenin amacını şöyle anlattı:  “Proje ile kolon kanseri, reflü, irritabl bağırsak sendromu, ülser, dispepsi, ülseratif kolit, hepatit, siroz, pankreas kanseri ve diğer sindirim sistemi hastalıkları konusunda toplumda farkındalık oluşturulması, potansiyel ve mevcut hastaların hastalıklar konusunda yeterli bilgi seviyesine ulaşmasının sağlanması, hastalıklarda erken teşhisin öneminin vurgulanması, hasta yakınlarının da hastalık süreçlerine dair bilgilendirilmesi ve daha bilinçli olmalarının sağlanması hedefleniyor.”  KABIZLIK ÖNEMLİ BİR SORUN ntv'nin haberine göre; Türkiye’de her 12 kişiden birinin kronik kabızlık çektiğini anlatan ve kabızlığın memleket meselesi olduğunu ifade eden Prof. Bor, “Öyle oldu ki kimse artık tuvalet bile demiyor, lavabo diyor. Sanki lavaboya gidiyormuş gibi. Onun için memleketin zaten yüzde 9’u kabız oldu” dedi. “ENDOSKOPİ GASTROENTEROLOJİ UZMANLARININ ASIL İŞİDİR” Modern tanı ve tedavi yöntemleri arasında önemli bir yer tutan endoskopik girişimlerin, yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağının rahatsızlıklarında, nedenin ortaya çıkarılması amacıyla yapılan etkin ve güvenilir yöntemler olduğunu kaydeden Prof. Bor, “Bu işlem, hekimin doğru teşhis koymasını ve sağlık sorununun tedavisinin planlanma... Devamı

Soğuk algınlığına iyi gelecek 5 doğal yöntem

2017-10-26 11:23:00
Soğuk algınlığına iyi gelecek 5 doğal yöntem |  görsel 1

Soğuk havaların yavaş yavaş kendini hissettirmesiyle burun akıntıları, baş ağrıları, boğaz ağrıları ve öksürük gibi birçok soğuk algınlığı belirtisi ortaya çıkıyor. Soğuk algınlığı, farklı virüslerin neden olduğu bir enfeksiyon türüdür. Çok ağır olmadığı sürece evde doğal yöntemlerle tedavi edilebilir. İşte soğuk algınlıklarına iyi gelecek 5 doğal yöntem! 1- Sarımsaklı kür Sarımsağın antibakteriyel özelliği vardır. Akciğeri, karaciğeri, kalbi kuvvetlendirir. Mide ve bağırsakları dezenfekte ederken, zararlı bakterileri de yok eder. Nefes borusu rahatsızlıklarına iyi gelir. Soğuk algınlığı belirtilerini ise ortadan kaldırmak için birebirdir. Soğuk algınlığına iyi gelecek doğal yöntemlerden biri olan sarımsak kürünün hazırlanışı ise şu şekilde: Bir adet sarımsağı iyice ezdikten sonra, iki çay kaşığı limon suyu ekleyin. Bir tatlı kaşığı bal ve yarım çay kaşığı kırmızıbiber ekledikten sonra iyice karıştırın. Bu karışımı soğuk algınlığınız geçene kadar her gün tüketin. Ayrıca hastalığınızdan hızlıca kurtulmak için, öğünlerinize sarımsak eklemeyi unutmayın. 2- Zencefil Soğuk algınlığı ve grip tedavisinde kullanılan, en etkili besindir. Doğal bir ağrı kesicidir. Tüketeceğiniz ham zencefil ya da zencefil çayı soğuk algılığının belirtilerinin ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca iyileşmenize yardımcı olacak zencefilli bir karışım da hazırlayabilirsiniz. Zencefil, karanfil ve tuz ile hazırladığınız karışımdan günde bir buçuk çay kaşığı tüketerek sağlığınıza kısa sürede kavuşabilirsiniz. 3- Bal Bal, soğuk algınlığına neden olan bakteri ve virüsleri öldürür bu yüzden bal tüketimi soğuk algınlığının süresini kısaltır. Boğaz tahrişini onarır ve yatıştırır. Sizi sağlığınıza kavuşturacak, en iyi ve en pratik karışım ise... Devamı

Uzmanlar konuştu: Toplu taşımada yaşlılara yer vermeyin

2017-10-20 12:10:00
Uzmanlar konuştu: Toplu taşımada yaşlılara yer vermeyin |  görsel 1

Toplu taşıma araçlarında yaşlılara yer vermenin iyi bir şey olduğunu düşünebilirsiniz ancak uzmanlar bunun sanıldığı kadar ‘doğru’ olmadığı görüşünde... Oxford Üniversitesi’nden bir profesör, yaşlı insanların oturmak yerine ayakta durmaya teşvik edilmesinin beden sağlıkları için daha iyi olduğunu belirtiyor. İngiltere’nin Halk Sağlığı Klinik Danışmanı Sir Muir Gray, yaşlıların günde 10 dakika yürümeye gayret etmesini belirtirken yaşlıların yakınlarına asansöre binmek yerine onları merdiven çıkmak konusunda yüreklendirmelerini tavsiye ediyor. ‘YAŞLILARA YER VERİRKEN 2 KEZ DÜŞÜNÜN’ İngiliz The Sun gazetesine demeç veren Gray, “Yaş aldıkça hareketsizliği değil bedensel aktiviteyi arttırmalıyız. Ailenizin yaşlılarını asansöre binmeye değil, merdiven çıkmaya teşvik edin” dedi. Gray sözlerini şöyle sürdürdü: “Metro ya da otobüste yaşlı birine yer verirken iki kez düşünün. Ayakta durmak onlar için harika bir egzersiz.” The British Medical Journal’de (İngiliz Tıp Dergisi) yayınlanan yeni bir makalede, “Yaşlı insanları aktif tutmaya teşvik edecek her türlü toplu çaba, onların daha bağımsız şekilde yaşamalarına ve sosyal hizmetlere daha az ihtiyaç duymalarına yardımcı olacaktır” denildi. Makaleye konu olan raporda, zindeliğin yitirilmesinin yaşlılığın bir sonucu olarak görüldüğü ancak bunun tam tersinin geçerli olduğu belirtildi. Uzmanlar, hareketin azalmasının sosyal hizmetlere duyulan ihtiyacı arttırdığı görüşünde... Araştırmalar, orta yaşlı ve yaşlı insanların düzenli egzersizlerle bedensel olarak en az 10 yaş gençleşeceğini ortaya koyuyor. Formda olmanın bilişsel becerileri arttırarak bunama riskini azalttığı da bilin... Devamı

Günde 1 saatten fazla spor yapmak ölüme davetiye çıkarıyormuş

2017-10-19 14:57:00
Günde 1 saatten fazla spor yapmak ölüme davetiye çıkarıyormuş |  görsel 1

ABD'deki Illinois Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçları şaşırttı. Amerika’nın Chicago kentindeki Illinois Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada 3 bin 175 kişinin sağlık verileri 25 yıl boyunca izlendi. Habertürk gazetesinde yer alan habere göre 18 yaşında deneye alınan kişiler 43, 25 yaşındakiler ise 50 yaşına kadar takip edildi. Araştırmada hafif, orta ve ileri seviyelerde hareketli yaşam grupları oluşturuldu. Birinci gruba haftada 150 dakikadan az egzersiz yaptırıldı. İkinci grup ABD’nin sağlık tavsiyeleri uyarınca 150 dakika egzersize tabi tutuldu. Üçüncü gruba ise haftada 450 dakikanın üzerinde egzersiz yaptırıldı. Sonuçta üçüncü gruptakilerin birinci gruba göre yüzde 27, ikinci gruba göre ise yüzde 50 daha fazla kalp ve damar hastalıklarına yakalandığı görüldü. Ancak Amerikalı bilim insanları bu verilere bakarak insanların egzersiz yapmayı bırakmaması gerektiği uyarısında bulunuyor. Devamı