Canan Karatay'dan, Sertab Erener'e şok

2017-11-02 13:45:00
Canan Karataydan, Sertab Erenere şok |  görsel 1

Prof. Dr. Canan Karatay, telomer haplarıyla 100 yıldan uzun bir ömür vaat edenlere karşı çıktı.  Karatay, "Dengeli beslenmek ömrü uzatır, telomer haplarıyla ömür uzatmak hikaye" dedi. Telomer tedavisi ile 100 yaşındayken de genç olmanın mümkün olduğu iddia ediliyor. Bu kadar popüler olmasının bir nedeni de Sertab Erener'in bu tedaviyi uygulaması. DNA hücrelerini etkileyen hapın kullanıldığı bu tedaviye birçok uzman karşı çıkıyor. Canan Karatay da bu isimler arasında. "TELOMER HAPIYLA ÖMÜR UZATMAK HİKAYE" Sanatçı Sertap Erener ile gündeme gelen, ayda bir tane içilen ve bir hapın bin dolar civarında olduğu telomer tedavisine Prof. Dr. Canan Karatay'dan farklı bir yaklaşım geldi. Telomer hapıyla ömür uzatmak hikaye" diyen Canan Karatay, telomerleri korumak için şu uyarılarda bulundu: ''TELOMERLERİ KORUMAK İÇİN BUNLARA DİKKAT!'' Ömür kısalması demek telomerlerin bozulması demek. Doğal ve yapay her türlü şekerden uzak durmak, kimyasallardan, GDO'lu gıdalardan, gazlı içeceklerden, sigaradan uzak durmak teromerlerin zarar görmesini engelliyor ve ömrü uzatıyor.... Devamı

Tarçın hafızayı güçlendiriyor, kimyon sivilceyi gideriyor

2017-10-31 18:52:00
Tarçın hafızayı güçlendiriyor, kimyon sivilceyi gideriyor |  görsel 1

Aromaları ile yemeklere lezzet katan baharatların sağlık için de sayısız faydası var. Şeker ve kolesterolü düzenlemekten, metabolizmayı güçlendirmeye, kanser hücrelerinin baskılanmasından tümörün küçülmesine katkı sağlamaya kadar birçok alanda fayda sağlayan baharatlar doğru kullanılmadığında ise sağlığı tehdit edebiliyor. Özellikle kronik hastalıkları olanların baharatları daha dikkatli kullanması gerektiğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Ulaş Özdemir, zencefil, tarçın, biber, karanfil gibi günlük hayatın içindeki baharatların kullanımı ile ilgili önemli bilgiler paylaştı: ZENCEFİL TÜMÖRÜN KÜÇÜLMESİNE YARDIMCI OLUYOR  “Antibakteriyel, antiviral, antienflamatuvar olarak kullanılan zencefil, çay olarak tüketildiğinde hamilelik dönemi bulantılarında kullanılabilecek en güvenilir çareye dönüşür. Zencefil çayı aynı zamanda uzun yolda ortaya çıkan mide bulantılarında da etkilidir. Antitümör etkisi sayesinde tedavisi zor olan kanser türlerinde doktora danışılarak tüketilen zencefil tümörün büyümesini baskılamaya yardımcı olabilir. Spor yapan kadınlarda kas ağrılarını ve adet dönemindeki ağrıları azalttığına dair çalışmalar bulunan zencefil solunum yolu hastalıklarında, öksürük, grip ve soğuk algınlığına birebirdir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Fakat kan basıncı ve şeker ile ilgili ilaç kullananlar için sakıncalı olabileceği unutulmamalıdır. TARÇIN HAFIZAYI GÜÇLENDİRİYOR Kan şekerini dengelemesiyle tanınan ve bu özelliği ile diyabetik hastalara önerilen tarçın bazı diyabet ilaçları ile etkileşime girebilir. Diyabet hastalarının tarçın kullanımı ile ilgili doktorlarına danışması &oum... Devamı

Hamileyken hamile kaldı

2017-10-31 11:14:00
Hamileyken hamile kaldı |  görsel 1

İzmir’de yaşayan Sevinç Çelik şubatta hamile olduğunu öğrendi. Bir ay sonra farklı yumurtasında yeniden döllenme olduğu ve ikinci hamileliğin başladığı belirlendi. Bu durum dünyada sadece 11 kez görüldü. 6 Ekim’de Poyraz ve Ayaz bebekler sezaryenle sağlıklı olarak dünyaya geldi İzmir Urla’da yaşayan Ender-Sevinç Çelik çifti, şubat ayında çocuk sahibi olacaklarını öğrendi. Bebek hazırlıklarına başlayan çift, yaklaşık bir ay sonra kontrol için gittikleri hastanede tıp tarihine geçecek bir sürprizle karşılaştı. Gazete Habertürk'ten Mert Neşet Muslu'nun haberine göre yapılan incelemede Sevinç Çelik’in hamileyken, farklı bir yumurtasında yeniden döllenme olduğu ve ikinci kez hamileliğin başladığı belirlendi. Hem aile hem de Doğum Uzmanı Op. Dr. Volkan Emirdar, durum karşısında büyük şaşkınlık yaşadı. 6 Ekim’de gerçekleştirilen sezaryenle Poyraz ve Ayaz isminde iki bebek sağlıklı olarak dünyaya geldi. Duygularını “İki minik mucize içimde yeşerdi” sözleriyle dile getiren Sevinç Çelik “Bebeklerimi düşünmekten uyuyamadığım günler oldu” dedi. Dünyada bu şekilde bilinen 11 vaka olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Volkan Emirdar, Türkiye’de ise yayınlanmış, bildirilmiş vaka olmadığını söylüyor: “Bizim ‘süperfetasyon’ dediğimiz gerçekten çok nadir görülen bir durum. Kadının hamileyken yumurtlaması çok güç ama bu hastamız çok istisnai olarak yumurtluyor. Sperm ile yumurta döllenip, rahme yerleşiyor. Hamileyken de yeniden hamile kalıyor.” ... Devamı

Bel ağrısından kurtulmak mümkün!

2017-10-31 10:55:00
Bel ağrısından kurtulmak mümkün! |  görsel 1

Kas ve bağ dokusundaki zorlanmalara bağlı gerilmelerden kaynaklanabilen ve hemen herkesin hayatında en az bir kez yaşadığı bel ağrısı, hareket kısıtlığı yaparak yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürüyor. Gerekli önlemleri alarak basit bel ağrılarının kolayca tedavi edildiğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, ilaç ve egzersizin işe yaramadığı durumlarda devreye cerrahi tedavinin girdiğini söyledi. Basit bel ağrılarının sıklıkla 6 hafta içinde kendiliğinden, fizik tedavi ya da ilaç kullanımı ile gerileyebildiğini dile getiren Dr. Öztürk, şöyle konuştu: “Yaşamı daha olumsuz etkileyecek ağrının nedeni ise boyun ve bel bölgesinde görülen fıtıklar olabilir. Omurilikten çıkan sinirlere baskı yaparak kollarda veya bacaklarda ağrı yapabilir. Fıtıklaşan diskin bulunduğu bölgeye göre kişinin şikayetleri farklıdır. Boyun bölgesindeki fıtıklarda sırt bölgesinde ağrı, kollarda, ellerde ağrı veya uyuşma meydana gelir. Bel bölgesindeki fıtıklarda ise fıtığın yerine göre sağ/sol bacakta veya her iki bacakta ağrı ve uyuşma şikayetleri olur.” MİKRO CERRAHİ YÖNTEMLERİ YÜZ GÜLDÜRÜYOR Cerrahi tedavilerin teknoloji sayesinde hasta açısından daha basit hale geldiğini söyleyen Öztürk, “Mikro cerrahi yöntemler ile yapılan tedavinin sonuçları oldukça başarılı yanıtlar veriyor. Daha karmaşık durumlarda açık mikroskopik veya enstrumanlı cerrahi gereksinimleri de olabilir. Burada ideal olan uygun hasta seçimi ve uygun tedaviyi uygulamaktır” diye konuştu. ntvmsnc... Devamı

Böbrekleri tüketen 10 neden

2017-10-30 13:28:00
Böbrekleri tüketen 10 neden |  görsel 1

Böbrek yetmezliği Türkiye’de organ nakli gerektiren sorunların başında geliyor. Böbrek nakli için sıra bekleyenlerin bir kısmı uygun donör bulunmasıyla rahat nefes alabiliyor ama çok önemli bir bölümü hayatını diyaliz makinelerine bağlı geçirmek zorunda kalıyor. Uzmanların uyarısı ise “böbreklerinizi sağlıklıyken koruma altına alın, diyalize mahkum olmayın” şeklinde. Türk Nefroloji Derneği verilerine göre, Türkiye’de böbrek hastalığı tanısıyla izlenen 74. 475 bin hasta var. Böbrek nakli bekleme listesinde ise 22 bin hasta bulunuyor. Antalya’da yapılan 34. Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Kongresinde, açıklamada bulunan Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Siren Sezer'e göre, mevcut nakil sayısı ile bu rakamı eritmek mümkün değil. Böbrek naklinin bu denli yetersiz olmasının ve ihtiyacı karşılayamamasının nedeni ise kadavradan organ bağışının azlığı. Böbrek yetmezliği geliştikten sonra sıkıntılı bir tedavi süreci başlıyor. İlaçlar, diyalizler, ameliyatlar derken ancak uygun donörle karşılaşabilenlerin yüzü gülüyor. Bu nedenle böbreklerin kıymetini sağlıklıyken bilmek, böbreklere zarar veren davranışlardan kaçınmak büyük önem taşıyor. Dr. Sezer’in verdiği bilgiye göre, böbreklere zarar veren ve yetmezliğe götüren 10 önemli neden ise şöyle: 1- Diyabet hastalığı 2-Hipertansiyon 3-Ateroskleroz (damar sertliği) 5-Çok tuz tüketmek 4-Obezite ve sağlıksız beslenme 6-Miktarı az ve düzensiz su içme alışkanlığı 7-Bilinçsiz bitkisel ürünler tüketmek 8-Yoğun ağrı kesici kullanmak 9-Boşaltım problemleri, gençlerde idrar tutma alışkanlığı, yaşlılarda prostat büyümes... Devamı

Kabızlık Türkiye'de her 12 kişiden birinin problemi

2017-10-30 13:13:00
Kabızlık Türkiyede her 12 kişiden birinin problemi |  görsel 1

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 9’unun kabızlık sorunu yaşadığını belirten ve “Kabızlık memleket meselesi oldu” diyen Gastroenterolog Prof. Serhat Bor, her 12 kişiden birinin kronik kabızlık çektiğini söyledi. Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) tarafından, Abbott’un koşulsuz desteği ile düzenlenen Sindirim Sistemi Hastalıkları Bilgilendirme Programının altıncı durağı Konya oldu. TGD Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, “Farkında Ol, Geç Kalma!” sloganı ile yapılan projenin amacını şöyle anlattı:  “Proje ile kolon kanseri, reflü, irritabl bağırsak sendromu, ülser, dispepsi, ülseratif kolit, hepatit, siroz, pankreas kanseri ve diğer sindirim sistemi hastalıkları konusunda toplumda farkındalık oluşturulması, potansiyel ve mevcut hastaların hastalıklar konusunda yeterli bilgi seviyesine ulaşmasının sağlanması, hastalıklarda erken teşhisin öneminin vurgulanması, hasta yakınlarının da hastalık süreçlerine dair bilgilendirilmesi ve daha bilinçli olmalarının sağlanması hedefleniyor.”  KABIZLIK ÖNEMLİ BİR SORUN ntv'nin haberine göre; Türkiye’de her 12 kişiden birinin kronik kabızlık çektiğini anlatan ve kabızlığın memleket meselesi olduğunu ifade eden Prof. Bor, “Öyle oldu ki kimse artık tuvalet bile demiyor, lavabo diyor. Sanki lavaboya gidiyormuş gibi. Onun için memleketin zaten yüzde 9’u kabız oldu” dedi. “ENDOSKOPİ GASTROENTEROLOJİ UZMANLARININ ASIL İŞİDİR” Modern tanı ve tedavi yöntemleri arasında önemli bir yer tutan endoskopik girişimlerin, yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağının rahatsızlıklarında, nedenin ortaya çıkarılması amacıyla yapılan etkin ve güvenilir yöntemler olduğunu kaydeden Prof. Bor, “Bu işlem, hekimin doğru teşhis koymasını ve sağlık sorununun tedavisinin planlanma... Devamı

Soğuk algınlığına iyi gelecek 5 doğal yöntem

2017-10-26 11:23:00
Soğuk algınlığına iyi gelecek 5 doğal yöntem |  görsel 1

Soğuk havaların yavaş yavaş kendini hissettirmesiyle burun akıntıları, baş ağrıları, boğaz ağrıları ve öksürük gibi birçok soğuk algınlığı belirtisi ortaya çıkıyor. Soğuk algınlığı, farklı virüslerin neden olduğu bir enfeksiyon türüdür. Çok ağır olmadığı sürece evde doğal yöntemlerle tedavi edilebilir. İşte soğuk algınlıklarına iyi gelecek 5 doğal yöntem! 1- Sarımsaklı kür Sarımsağın antibakteriyel özelliği vardır. Akciğeri, karaciğeri, kalbi kuvvetlendirir. Mide ve bağırsakları dezenfekte ederken, zararlı bakterileri de yok eder. Nefes borusu rahatsızlıklarına iyi gelir. Soğuk algınlığı belirtilerini ise ortadan kaldırmak için birebirdir. Soğuk algınlığına iyi gelecek doğal yöntemlerden biri olan sarımsak kürünün hazırlanışı ise şu şekilde: Bir adet sarımsağı iyice ezdikten sonra, iki çay kaşığı limon suyu ekleyin. Bir tatlı kaşığı bal ve yarım çay kaşığı kırmızıbiber ekledikten sonra iyice karıştırın. Bu karışımı soğuk algınlığınız geçene kadar her gün tüketin. Ayrıca hastalığınızdan hızlıca kurtulmak için, öğünlerinize sarımsak eklemeyi unutmayın. 2- Zencefil Soğuk algınlığı ve grip tedavisinde kullanılan, en etkili besindir. Doğal bir ağrı kesicidir. Tüketeceğiniz ham zencefil ya da zencefil çayı soğuk algılığının belirtilerinin ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca iyileşmenize yardımcı olacak zencefilli bir karışım da hazırlayabilirsiniz. Zencefil, karanfil ve tuz ile hazırladığınız karışımdan günde bir buçuk çay kaşığı tüketerek sağlığınıza kısa sürede kavuşabilirsiniz. 3- Bal Bal, soğuk algınlığına neden olan bakteri ve virüsleri öldürür bu yüzden bal tüketimi soğuk algınlığının süresini kısaltır. Boğaz tahrişini onarır ve yatıştırır. Sizi sağlığınıza kavuşturacak, en iyi ve en pratik karışım ise... Devamı

Canan Karatay; Aspirin yerine zeytinyağı için

2017-10-25 10:57:00
Canan Karatay; Aspirin yerine zeytinyağı için |  görsel 1

Mersin'in Mut İlçesi'nde bu yıl 3'üncüsü düzenlenen Zeytin ve Zeytinyağı Sempozyumu'nda konuşan Prof. Dr. Canan Karatay, zeytinyağının alzheimeri ve kalp krizini önlediğini belirterek, "Zeytinyağı kanı sulandırıyor. Kanı sulandırmak için aspirin yerine zeytinyağı için" dedi. Tarihi Karacaoğlan Çınaraltı Parkı’nda yapılan sempozyumun açılışına Prof. Dr. Canan Karatay’ın yanı sıra Kaymakam Mehmet Ali Akyüz, Belediye Başkanı Nebi Yılmaz ile çok sayıda vatandaş katıldı. Açılışta konuşan Başkan Yılmaz, ilçenin tarımda Mersin’in ikinci büyük ilçesi olduğunu belirterek, “İlçemizde 10.5 milyon kayıtlı zeytin ağacı var. Bunun 6.5 milyonu şu anda ürün veriyor, diğerleri de büyüme, gelişme aşamasında. İnsan yaşamının vazgeçilmezi olan ve her sektörde kullanılmakta olan zeytin ve zeytinyağına çok önem vermek zorundayız. Mut zeytinini ve zeytinyağını Türkiye’de ve dünyada marka haline getirmek zorundayız. Mut’un farkı, mikro iklimden dolayı hiç ilaç atılmadan zeytin üretiyoruz. Bu da bizim farklı olduğumuzu gösteriyor” dedi. Kaymakam Akyüz de Türkiye’de ve dünyada çeşitli yerlerde zeytin üretiminin gerçekleştiğini, Mut’ta farkı mikro ikliminden dolayı hiç ilaç atılmadan zeytin üretildiğini söyledi. ‘KANI SULANDIRMAK İÇİN ASPİRİN YERİNE ZEYTİNYAĞI’ Prof. Dr. Canan Karatay ise zeytinin altından daha kıymetli olduğunu her zaman söylediğini kaydederek, “Altın savaşları insanları öldürmek içindir. Zeytin altındır. Mut’ta bu altının içinde yaşamaktasınız. Bu altının kıymetini bilmemiz lazım. Hayatımızı kurtaran zeytinyağıdır. Laboratuvarlarda yapılan bir araştırmada, doğal zeytinyağı... Devamı

Uzmanlar konuştu: Toplu taşımada yaşlılara yer vermeyin

2017-10-20 12:10:00
Uzmanlar konuştu: Toplu taşımada yaşlılara yer vermeyin |  görsel 1

Toplu taşıma araçlarında yaşlılara yer vermenin iyi bir şey olduğunu düşünebilirsiniz ancak uzmanlar bunun sanıldığı kadar ‘doğru’ olmadığı görüşünde... Oxford Üniversitesi’nden bir profesör, yaşlı insanların oturmak yerine ayakta durmaya teşvik edilmesinin beden sağlıkları için daha iyi olduğunu belirtiyor. İngiltere’nin Halk Sağlığı Klinik Danışmanı Sir Muir Gray, yaşlıların günde 10 dakika yürümeye gayret etmesini belirtirken yaşlıların yakınlarına asansöre binmek yerine onları merdiven çıkmak konusunda yüreklendirmelerini tavsiye ediyor. ‘YAŞLILARA YER VERİRKEN 2 KEZ DÜŞÜNÜN’ İngiliz The Sun gazetesine demeç veren Gray, “Yaş aldıkça hareketsizliği değil bedensel aktiviteyi arttırmalıyız. Ailenizin yaşlılarını asansöre binmeye değil, merdiven çıkmaya teşvik edin” dedi. Gray sözlerini şöyle sürdürdü: “Metro ya da otobüste yaşlı birine yer verirken iki kez düşünün. Ayakta durmak onlar için harika bir egzersiz.” The British Medical Journal’de (İngiliz Tıp Dergisi) yayınlanan yeni bir makalede, “Yaşlı insanları aktif tutmaya teşvik edecek her türlü toplu çaba, onların daha bağımsız şekilde yaşamalarına ve sosyal hizmetlere daha az ihtiyaç duymalarına yardımcı olacaktır” denildi. Makaleye konu olan raporda, zindeliğin yitirilmesinin yaşlılığın bir sonucu olarak görüldüğü ancak bunun tam tersinin geçerli olduğu belirtildi. Uzmanlar, hareketin azalmasının sosyal hizmetlere duyulan ihtiyacı arttırdığı görüşünde... Araştırmalar, orta yaşlı ve yaşlı insanların düzenli egzersizlerle bedensel olarak en az 10 yaş gençleşeceğini ortaya koyuyor. Formda olmanın bilişsel becerileri arttırarak bunama riskini azalttığı da bilin... Devamı

Günde 1 saatten fazla spor yapmak ölüme davetiye çıkarıyormuş

2017-10-19 14:57:00
Günde 1 saatten fazla spor yapmak ölüme davetiye çıkarıyormuş |  görsel 1

ABD'deki Illinois Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçları şaşırttı. Amerika’nın Chicago kentindeki Illinois Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada 3 bin 175 kişinin sağlık verileri 25 yıl boyunca izlendi. Habertürk gazetesinde yer alan habere göre 18 yaşında deneye alınan kişiler 43, 25 yaşındakiler ise 50 yaşına kadar takip edildi. Araştırmada hafif, orta ve ileri seviyelerde hareketli yaşam grupları oluşturuldu. Birinci gruba haftada 150 dakikadan az egzersiz yaptırıldı. İkinci grup ABD’nin sağlık tavsiyeleri uyarınca 150 dakika egzersize tabi tutuldu. Üçüncü gruba ise haftada 450 dakikanın üzerinde egzersiz yaptırıldı. Sonuçta üçüncü gruptakilerin birinci gruba göre yüzde 27, ikinci gruba göre ise yüzde 50 daha fazla kalp ve damar hastalıklarına yakalandığı görüldü. Ancak Amerikalı bilim insanları bu verilere bakarak insanların egzersiz yapmayı bırakmaması gerektiği uyarısında bulunuyor. Devamı

Hamile kadından kan nakli yapılan erkeklerin ölüm riski artıyor

2017-10-19 14:51:00
Hamile kadından kan nakli yapılan erkeklerin ölüm riski artıyor |  görsel 1

Hamile kadınlardan kan nakli yapılan erkeklerin ölüm oranı, başka donörlerden kan alan erkeklere oranla bir buçuk kat daha fazla. Bu veri Hollanda'da da yapılan bir araştırmanın sonucunda ortaya çıktı. Araştırmacılar hamile kadınlardan yapılan kan naklinin, hamilelik sırasında muhtemel bir bağışıklık sistemi değişikliği nedeniyle ölüme yol açtığını öngörüyor. The Independent'in haberine göre, 10 yıllık verilerin incelendiği araştırma, hamilelik geçirmiş bir kadından kan almış 50 yaşın altındaki erkeklerin ölüm oranının başka donörlerden kan alanlardan bir buçuk kat fazla olduğunu ortaya koydu. Araştırma bu durumun ölüm oranında yüzde 6’lık bir artış anlamına geldiğini ortaya çıkardı. Hollanda’da 31 bin 118 hastanın incelendiği araştırma, incelenen vakaların yüzde 13'ünü oluşturan 4 bin erkeğin hamile kadınlardan kan nakli yapıldıktan sonra hayatını kaybettiğini gösterdi. Araştırmanın ortak yazarlarından Dr. Rutger Middleburg Journal of the American Medical Association dergisindeki makalesinde, "Hayatında en az bir kere hamilelik geçirmiş bir dönörden kan nakli gerçekleştirilen erkeklerin ölüm oranının, erkek bir donörden veya hamilelik geçirmemiş kadın bir donörden kan nakli yapılan erkeklere göre ciddi şekilde daha yüksek" diye yazdı. Araştırma, hamilelik sırasında muhtemel bir bağışıklık sistemi değişikliğinin bu sonuçla bağlantılı olabileceğini öngörüyor. Buna karşılık, İngiltere sağlık otoritesi NHS, hamilelik geçirsin veya geçirmesin tüm kadınlardan kan bağışı almaya devam ettiğini açıkladı. DHA... Devamı

Sigara erken menopozun da nedeni!

2017-10-18 12:34:00
Sigara erken menopozun da nedeni! |  görsel 1

Genellikle olumsuz bir dönem olarak nitelendirilen menopozun hayatın sonu değil, yeni bir sürecin başlangıcı olduğunu söyleyen Dr. Başak Öndeş, erken menopoza yol açan faktörler arasında sigaranın da bulunduğunu söyledi, "Sigara kullananlar 2 yıl erken menopoza girme riski taşıyor" dedi. Erken menopoza girmek, kadın hayatında bazı sıkıntılara yol açabiliyor. Adet düzensizliği, ateş basması, aşırı terleme ve istemsiz kilo alımının kadınların menopoz sürecinde yaşadığı olumsuz etkilerden sadece birkaçı olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Başak Ovayurt Öndeş, bu dönemin kişiye özel tedaviyle sağlıklı bir şekilde geçirilebileceğini söyledi. Dr. Öndeş, “18 Ekim Dünya Menopoz Günü” öncesinde menopozu sağlıkla geçirmenin yollarına değindi. Bir yıl adet görmeyen kadının menopoz sürecine girdiğini belirten Uzman, bu dönemde egzersizin daha fazla önem kazandığını belirtti. "EGZERSİZİ RUTİN HALE GETİRİN" Menopoz dönemindeki kadınların gerekli tıbbi değerlendirmelerden geçmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Öndeş, dikkat edilmesi gereken hususları şu sözlerle anlattı: “Sağlık açısından en temel iki sorun osteoporoz ve kalp damar hastalıkları. Bunların yanı sıra depresyon açısından diyabet, hipertansiyon, obezite, varis, damar tıkanıklığı gibi hastalıklarda gözden geçirilmeli. Menopozu tetikleyen en büyük etken sigara kullanımı. Sigara içen kadınlar yumurtalarını erken kaybederek menopoza 2 yıl önce girme tehdidiyle karşı karşıya kalırlar. Menopoz sonrası cinsel yaşam devam eder. İstenmeyen gebelik endişesi ortadan kalktığı için daha özgür bir cinsel yaşam sağlanır.” DHA... Devamı

Dünyada 640 milyon obez, 815 milyon açlık sınırında insan var

2017-10-18 12:14:00
Dünyada 640 milyon obez, 815 milyon açlık sınırında insan var |  görsel 1

Dünya nüfusunda hem açlıkta hem de obezitede belirgin bir şekilde artış yaşanıyor. Araştırmalara göre dünyada obez sayısı katlanarak artarken, kronik açlıkla savaşan insanların sayısı da artıyor. Dünya gıda eşitsizliği anlamında en çelişkili devrini yaşıyor. Dünyada 2000'li yılların başında azalma eğilimine giren küresel açlık, 10 yıllık aranın ardından tekrar tırmanmaya başladı. Açlıkla mücadele eden küresel nüfus 2004 yılından itibaren istikrarlı olarak azalma eğilimden olurken 2014 yılından itibaren artışa geçtiği belirlendi. Bunun yanında obezite oranında da belirgin bir artış var. Araştırmalar gösteriyor ki dünyada bugün 640 milyon obez, 815 milyon da açlık sınırında olan insan var. YETERLİ GIDA VAR AMA 815 MİLYON İNSAN AÇLIKLA SAVAŞIYOR Ajans Press'in Birleşmiş Milletler verilerinden edindiği bilgilere göre dünya nüfusunun tamamını doyurabilecek gıda mevcut olduğu halde 815 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya kaldığı belirlendi. 2050 yılında 10 milyara ulaşması beklenen dünya nüfusunda, beslenme ihtiyacının karşılanabilmesi adına küresel gıda üretiminin yüzde 50 artması gerekiyor. Son iki yıl içerisinde değişen durum incelendiğinde dünya genelinde kronik açlıkla savaşanların sayısı 2014 yılında 775,4 milyon iken geçtiğimiz yıl 815 milyona yükseldi. Açlıkla mücadele eden kişilerin dünya nüfusu içerisindeki payı ise yüzde 11’e yükseldi. 640 MİLYON OBEZ VAR Dünyanın bir kısmı açlıkla mücadele ederken buna karşılık 640,9 milyon yetişkin obeziteyle baş etmeye çalışıyor. Bu sayı ise dünya nüfusunun yüzde 12,8'ine tekabül ediyor. Dünya nüfusu içerisinde obez oranı 1980-2014 yılları arasında ikiye katlanmış durumda. Obez nüfusu ... Devamı

Hepatit A’dan korunmanın 2 basit yolu

2017-10-18 12:04:00
Hepatit A’dan korunmanın 2 basit yolu |  görsel 1

Türkiye'de erişkinlerin yüzde 72-100'ünün bu hastalığı geçirdiği söyleniyor. Türk Gastroenteroloji Derneği Genel Sekreteri ve Başkent Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Birol Özer, Hepatit A'dan korunmada önemli 2 faktörü sıraladı.  Türk Gastroenteroloji Derneği Genel Sekreteri ve Başkent Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Birol Özer, ABD'nin Kaliforniya eyaletinde orman yangınlarının ardından tespit edilen Hepatit A salgını üzerine, hastalıkla ilgili açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Birol Özer yaptığı açıklamada, Hepatit A virüsünden korunmada temizlik ve aşılamanın önemli olduğunu belirterek, aşının 6 ay ara ile iki doz şeklinde uygulandığında yüzde 94-100 oranında bağışıklık sağladığını ve koruyuculuk süresinin 10-30 yıl olduğunu bildirdi. Hepatit A virüsü (HAV) infeksiyonunun, dünyanın her yerinde görüldüğünü, dünya genelinde 120 milyon kişinin infekte olduğunu belirtti. TÜRKİYE’DE ERİŞKİNLERİN YÜZDE 100’Ü BU HASTALIĞI GEÇİRİYOR Her yıl 1,4 milyon yeni vakanın bildirildiğini, yaklaşık 34 bin ölümün olduğunun tahmin edildiğini aktaran Özer şunları söyledi: “Türkiye’de erişkinlerin yüzde 72-100’ünün bu hastalığı geçirdiğini söyleyebiliriz. HAV genellikle fekal oral yolla (kişiden kişiye temas veya virüs bulaşmış su ve yiyeceklerin tüketilmesi ile) bulaşmakta, hastalıktan korunmada su ve besinlerin kirlenmesinin önlenmesi, el yıkama, temizlik ve aşılama önemlidir. Virus kaynatma ile 5 dakikada tamamen yok olur, çamaşır suyuna duyarlıdır. HAV bazen su veya kontamine (kirli) gıda kaynaklı salgınlar şeklinde kendini gösterir. Çocukla... Devamı

Sinüzit ne zaman ameliyat gerektirir?

2017-10-17 12:13:00
Sinüzit ne zaman ameliyat gerektirir? |  görsel 1

Sinüs kanallarının çeşitli sebeplerle iltihaplanması sonucu oluşan sinüzit özellikle sonbahar ve kış aylarında artış gösteriyor. Genellikle ilaçlarla tedavi edilen sinüzit kronikleştiğinde ise cerrahi müdahale gerekebiliyor. Sinüsler, kafa kemiklerinin içine yerleşen ve kanalları burun içine açılan, içi hava dolu kemik boşluklar. Sesin tınısını, karakterini sağlamasının yanı sıra burundan geçen havanın nemlenmesine ve vücut ısısına yaklaşmasına, içi hava dolu olduğu için kafanın ağırlığını azaltıp ve başın dik durmasına yardımcı oluyorlar.  Sinüs kanalları iltihaplanınca da sinüzit sorunu baş gösteriyor. KBB Uzmanı Op. Dr. Koray Cengiz, sinüzit oluşumunu etkileyen en önemli faktörleri; bağışıklık sistemi ve buna bağlı sık üst solunum yolu enfeksiyonları, burun ve sinüs anatomisi (burun kemiği veya kıkırdağının eğri olması burun eti büyüklüğü veya sinüs kanallarının kapalı olması, burun ve sinüs tümörleri), özellikle çocuklarda geniz eti büyüklüğü, nezle ve kirli hava, olarak sayıyor. SİNÜZİT HANGİ BELİRTİLERLE ORTAYA ÇIKIYOR? Bir haftadan fazla devam eden nezlelerin büyük çoğunluğu sinüzit göstergesidir. Erişkinlerde burun tıkanıklığı, sarı-yeşil burun ve geniz akıntısı, yüz-diş-göz ağrısı ve öksürük en çok gözlemlenen belirtileridir. Çocuklarda huzursuzluk, inatçı öksürük ve geniz akıntısına bağlı kusma olabilir. Tüm yaş gruplarında kısmen daha az rastlanan belirtiler; ateş, yorgunluk, ağız kokusu, koku alma duyusunda azalma, boğaz ağrısı, bazen ses kısıklığıdır. Rahatsızlığın devamı sırasında ortaya çıkan alın ve gözde ağrılı şişlikler, çift görme ve genel durum bozukluğu da sin&uum... Devamı

"Bebek kordonunda bile zararlı kimyasallar tespit edildi"

2017-10-16 13:44:00
Bebek kordonunda bile zararlı kimyasallar tespit edildi |  görsel 1

Gündelik hayatımızın bir parçası olan kozmetik ürünler, tehlike saçıyor. Hatta bebeklerin anne karnında bile bu kimyasallara maruz kaldığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilsu Gençyılmaz, bebek kordonunda 17'den fazla zararlı kimyasalın tespit edildiğine dikkat çekerek satın alınan ürünlerin içeriklerine dikkat etmemiz gerektiğini belirtti. Şampuanlar, kremler, makyaj malzemeleri ve daha onlarca ürün… Her gün kullandığımız bu kozmetik ürünlerin içeriğindeki kimyasal tehdit gittikçe büyüyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilsu Gençyılmaz alınan kozmetik ürünlerin içeriklerine, etken maddelerine dikkat edilmesi gerektiğini belirtti ve “Günümüzde kanser, astım, alerji, hormonal bozukluklar gibi birçok hastalıktaki artış da ne kadar çok kimyasallara maruz kaldığımızı gösteriyor” dedi. “BEBEK KORDONUNDA BİLE 17’DEN FAZLA ZARARLI KİMYASALLAR TESPİT EDİLDİ” En büyük organımızın derimiz olduğunu belirten Dr. Gençyılmaz deri yoluyla birçok kimyasala maruz kaldığımıza dikkat çekti ve şunları söyledi: “Saçlı deri, koltuk altı gibi cildimizin en geçirgen bölgelerine uyguladığımız saç bakım ürünleri, deodorantların içeriğindeki kimyasallar sık kullanım sonucu karaciğer, böbrek ve yağ tabakasında birikebiliyor. Yapılan araştırmalarda bebek kordonunda bile 17’den fazla zararlı kimyasallar tespit edilmesi, çocukların daha doğmadan anne karnında kimyasallara maruz kaldıklarını gösteriyor. Gebelik ve emzirme döneminde saç boyası ve saç düzleştirici gibi kimyasal kullanımı çocuklarda ileri yaşlarda lenfoproliferatif hastalıkların görülmesiyle sonuçlanabilir.” “NAN... Devamı

Gripten koruyan 6 öneri

2017-10-16 13:06:00
Gripten koruyan 6 öneri |  görsel 1

Hastalığın görülme sıklığının artması nedeniyle son günlerde en çok konuşulan sağlık sorunlarının başında grip geliyor. Uzmanlar ise insanı adeta "paçavraya“ çeviren gripten korunmak için alınacak tedbirlere dikkat çekiyor.  Toplumda, “Bu yılki grip çok ağır geçiyor ve hastaneye yatışı gerektiriyor” şeklinde bir kanı var ancak Dr. Başak Oğuz İnan, durumun tam da böyle olmadığını söyledi.  “Grip vakalarının artışta olduğu bir dönemdeyiz ancak geçen yıllara göre daha ağır bir seyir veya yatış sıklığında bir artış henüz gözlemlemedik“ diyen İnan, grip virüsü influenzanın her yıl yapısında değişiklikler yaptığını ve her yıl insanları yeniden hasta edebildiğini hatırlattı. Grip virüsü ile ilgili değişmeyen tek şey ise yarattığı şikayetler. Halk arasında "paçavra hastalığı“ olarak da bilinen grip, boğaz ağrısı, ateş, öksürük, yaygın vücut ve eklem ağrıları, halsizlik ve kırgınlıkla ortaya çıkıyor. Diğer soğuk algınlığı etkenlerinden ise ateşin daha yüksek olması, kas ve eklem ağrılarının da daha belirgin olması ile ayırt edilebiliyor. Grip virüsünün her yıl ekim-nisan ayları arasında sık görülen ve dönem dönem salgınlar yapabilen bir etken olduğunu aktaran Şişli Florence Nightingale Hastanesinden Uzm. Dr. Başak Oğuz İnan, "Bu yıl da yeni salgınlarla karşımıza çıkması beklenebilir“ uyarısında bulundu ve hastalıktan korunmada etkili olabilecek noktaları şöyle sıraladı: KALABALIK ORTAMLARDAN UZAK DURUN Gripten korunmak için hastalığın yaygın olduğu dönemlerde kalabalık ortamlardan uzak durmaya özen gösterin. HASTALARLA TEMASI KESİN Grip geçiren kişilerle temas etmemeye çalışın. ELLERİNİZİ SIK SIK YIKAYIN Kişisel hijyene dikkat e... Devamı

‘Uzun yaşamak istiyorsanız kaplumbağa gibi olun’

2017-10-15 11:42:00

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, kaplumbağa örneğini kullanarak uzun yaşamakla ilgili önemli bir bilgi paylaştı. Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) tarafından düzenlenen 19. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi'nde konuşan konuşan Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, kaplumbağayı örnek alarak yaşamak gerektiğini belirtti. Peki ama nasıl? KÖPEKLER VE KAPLUMBAĞALAR ARASINDAKİ FARK Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, istirahat halindeki bir kişinin nabzının 80'i geçmesi durumunda büyük risk altında olduğuna dikkat çekti. Kişilerdeki nabız yüksekliğinin hayati önem taşıdığına işaret eden Güler, “Kalbin belirli bir atım sayısı var. Bunu ne kadar uzun süreye yayarsanız o kadar uzun yaşarsınız. Kalbi az atan hayvanlar çok yaşar, mesela kaplumbağa. Ama hızlı yaşayan bir hayvan olarak köpeğin kalbi devamlı alert durumundadır. Sonuç olarak bu nedenle ölümler oluyor. Bazı karşı görüşler, 100 metreyi çok kısa sürede koşan atletlerin neden uzun yaşadıklarını soruyor. Kalpleri 120, 130, 140 atıyor. Sonuç olarak bunların niye uzun yaşıyor diyorlar. Onun kalbi o işi yaparken 120 atıyor. Durduğu anda kalbi 36. Kadın, erkek ayırmaksızın istirahat halinde nabız sayısı 80'i geçiyorsa bu büyük bir risk faktörü” dedi. Kişilerin böyle durumda sağlıklarını etkileyen risk faktörlerini gözden geçirmesi gerektiğini söyleyen Güler, “Vücut organlarının belirli bir kapasitesi var. Örneğin benim pankreasımın kapsitesi belli. Bunu idareli kullananlar çok yaşıyor. Yürüyerek, spor yaparak yaşam tarzımızla... Devamı

Sezaryen doğumlar obeziteye mi yol açıyor?

2017-10-13 15:12:00

Bilim insanları ilk defa sezaryenle doğumun bebeklerde obeziteye yol açabileceğini gösterdi. Yakın bir zamana kadar bebeklerin bakterilerden arınmış steril bağırsaklar ile doğmuş olduğu düşünülüyordu. Medimagazin’in haberine göre artık bebeklerin bağırsaklarının bakterilerle dolu olduğu ve bunlardan bazılarının doğum sırasında annelerin vajinal kanalından geldiği biliniyor.  Sezaryenle doğan bebeklerde bu bakteriler annelerden alınamadığı için mikrobiyotaları diğer bebeklerden daha farklı oluyor. SEZARYENLE DOĞAN FARELER, NORMAL DOĞAN FARELERDEN % 33 KİLOLU Bağırsaklarımızda barınan ve sağlığımıza birçok etkileri bulunan bakteri yokluğunun ileri yaşlarda aşırı kiloya, obeziteye, bazı alerji ve astım rahatsızlıklarına neden olabileceğini düşünen bilim insanları, Science Advances’de bu konulara ışık tutan bir çalışma yayınladı.  Bu çalışmayla, sezaryenle doğan bebeklerde fakir mikrobiyotanın obeziteye ya da aşırı kiloya yol açıp açmadığını araştıran New York Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Maria Dominguez-Bello ve meslektaşları, sezaryenle doğan 34 fare yavrusu ile normal vajinal yolla doğan 35 fare yavrusunu karşılaştırdı. Doğumlarından 15 hafta sonra yetişkinliğe erişen farelerin kiloları arasında belirgin bir fark vardı. Sezaryenle doğan fareler, normal doğumla dünyaya gelen farelerden ortalama yüzde 33 daha kiloluydu. DİŞİLERDE KİLO FARKI YÜZDE 70’İ BULUYOR Dominguez Bello, dişi farelerin daha belirgin bir şekilde kilolu olduklarını söyledi. Sezaryenle doğan erkek fareler, normal yolla doğan erkek farelerden ortalama yüzde 20 daha kiloluyken, dişi farelerde bu farksal oran yaklaşık yüzde 70’ti. İNSANLARDA GELİŞEN OBEZİTE DE BAKTERİ FARKINA BAĞLI OLABİLİR Çalışmaya göre, sezaryenle doğan fareler 4 haftalık olduklarında, mikrobiyotalarındaki... Devamı

İdrar kaçırma sorununa ameliyatlı çözüm

2017-10-13 11:33:00

Kontrol dışı idrar kaçırma, kadınların sosyal hayatını olumsuz etkiliyor ve hijyenik problemlere sebep oluyor. Hastaların bu sorunla ilgili doktora başvurma oranının çok düşük olduğunu belirten Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Bölümünden Prof. Dr. Fuat Demirci, idrar kaçırma sorunun bir tedavisi olduğunu vurguladı ve ameliyatlı çözümün ayrıntılarını anlattı. İstemsiz idrar kaçırma sorunu sanılandan daha sık görülme oranına sahip. Yapılan araştırmalar Türkiye’de menopozdaki kadınların yarısının, doğurganlık çağındaki kadınların üçte birinin değişik derecelerde idrar kaçırdığını ortaya koymaktadır. Ataşehir Florence Nightingale Hastanesi, Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Bölümünden Prof. Dr. Fuat Demirci, idrar kaçıran beş kadından dördü idrar kaçırmayı yaşlanma ve doğumun doğal bir sonucu olarak gördüğüne dikkat çekiyor! Ancak tedavi için beş kadından sadece biri hekime başvurmaktadır. İdrar kaçıran kadın sürekli ped veya bez kullanmakta, idrar kaçırma ve koku nedeniyle sosyal ilişkilerden kaçınmakta ve kendini evi ile sınırlamaktadır. Bu durum bazen ciddi psikolojik sorunlara ve depresyona neden olmaktadır. İDRAR KAÇIRMANIN NEDENLERİ İdrar kaçırmanın en önemli nedeni pelvis tabanının ve idrar torbasının destek dokusunun zayıflamasına bağlı olarak oluşan idrar kaçırmadır. Stres tipi idrar kaçırma dediğimiz bu tip idrar kaçırmada, hasta öksürüp aksırdığı, zorlandığı zaman istem dışı idrar kaçırmaktadır. Bu durum genellikle çok sayıda doğum yapma, iri bebek doğurma, evde kendi kendine doğum yapma, zor doğum yapma, müdahaleli doğum yapma ya da eğitimli olmayan kişiler tarafından doğurtulma ile ilişkilidir. Ayrıca ağır işlerde çalışma, ileri yaş, menopoz, uzun s... Devamı

Her 3 şeker hastasından birinde görme sorunu var

2017-10-13 11:28:00

Türkiye ve dünya genelinde en hızlı artış gösteren diyabet hastalığı, birçok sağlık sorununu beraberinde getiriyor. Bunlardan birinin göz sağlığındaki sorunlar olduğunu belirten Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birimi Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Karaçorlu, 2040 yılında diyabetli hasta sayısının 650 milyona ulaşacağını öngördüklerini belirterek tehlikenin boyutlarına dikkat çekti. Peki bunun önlenmesi için ne yapmalı? Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birimi Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Karaçorlu, ülkemizde şeker hastalığı görülme sıklığının gittikçe arttığını belirterek, “Günümüzde 415 milyon olan şeker hastası sayısının 2040 yılında 650 milyona ulaşması beklenmektedir. Bunların yaklaşık 3'te birinde göz sorunu bulunduğu düşünülürse durumun önemi anlaşılabilir” dedi. Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birimi Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Karaçorlu, Dünya Görme Günü nedeniyle görme problemleri ve şeker hastalığının yol açtığı göz hastalığı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Görme kaybının oluşmasının nedenlerini açıklayan Karaçorlu, “Dünyadaki en önemli körlük nedenleri ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre değişmektedir. Gelişmekte olan, ekonomik olarak zor durumdaki ülkelerde en önemli körlük nedeni, önlenebilir, tedavi edilebilir olmasına rağmen “katarakt”tır. Afrika, Hindistan, Bengladeş gibi ülkelerde hala yüzbinlerce kişi katarakt nedeniyle körlükle karşı karşıyadır. Ülkemizin de içinde bulunduğu gelişmiş ülkelerde ise en önemli körlük nedeni “diyabet” yani şeker hastalığıdır. Dünyada y... Devamı

“Kadınlar idrar kaçırma sorunundan 20 dakikada kurtulabilir!”

2017-10-10 15:01:00

Çalışmalara göre, Türkiye’de menopozdaki kadınların yarısı, doğurganlık çağındaki kadınların ise üçte biri değişik derecelerde idrar kaçırma sorunu yaşıyor. Doç. Fuat Demirci, özel ve sosyal yaşamda sıkıntı yaşatan bu sorunun 20 dakikada çözüme kavuşturulabileceğini söylüyor. Erkeklerin de başına gelebilen idrar kaçırma sorunu daha çok kadınlarda görülüyor, özel, sosyal ve hijyenik sorun yaratıyor. Kadın Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci, idrar kaçıran beş kadından dördünün idrar kaçırmayı yaşlanma ve doğumun doğal bir sonucu olarak gördüğüne dikkat çekerek tedavi için beş kadından ancak birinin hekime başvurduğunu söyledi. İDRAR KAÇIRMA TEDAVİ EDİLMESİ GEREKEN CİDDİ BİR HASTALIK! İdrar kaçıran kadının sürekli ped veya bez kullanmak zorunda olduğunu, sosyal ilişkilerden kaçındığını ve kendini evi ile sınırlandırdığını belirten Demirci, bu durumun bazen ciddi psikolojik sorunlara ve depresyona neden olduğunu vurguladı. İDRAR KAÇIRMANIN EN ÖNEMLİ NEDENLERİ Kadın Hastalıkları uzmanının verdiği bilgiye göre, idrar kaçırmanın en önemli nedeni pelvis tabanının ve idrar torbasının destek dokusunun zayıflaması. Stres tipinde, hasta öksürüp aksırdığı, zorlandığı zaman istem dışı idrar kaçırıyor. Bu durum genellikle çok sayıda doğum yapma, iri bebek doğurma, evde kendi kendine doğum yapma, zor doğum yapma, müdahaleli doğum yapma ya da eğitimli olmayan kişiler tarafından doğurtulma ile ilişkili görülüyor. Ayrıca ağır işlerde çalışma, ileri yaş, menopoz, uzun süren kabızlık, şişmanlık, astım, bronşit gibi akciğer hastalıklarına bağlı olarak da görülebiliyor. En sık görülen ikinci neden ise sıkışma tipi idrar ka&cce... Devamı

Sürekli gözlerini ovuşturanlar dikkat!

2017-10-08 12:30:00

Özellikle uyku öncesinde, uzun süre bilgisayar başında vakit geçirdiğinizde ya da televizyon izlediğinizde gözlerinizi kaşıyorsanız dikkat! Bu alışkanlık keratokonus hastalığına zemin hazırlayabiliyor. Göz kaşıma hareketi çoğu kişi için sıradan bir eylem olsa da çok sık tekrarlandığında çeşitli hastalıklara zemin hazırlayabiliyor. Göz Hastalıkları ve Vitreo Retinal Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Hüseyin Sanisoğlu, göz kaşımanın gözlerde sebep olduğu problemler hakkında bilmeyenleri anlattı. Yorgunluk ve uykusuzluk belirtileri hisseden kişiler otomatik olarak gözlerini kaşıma ya da ovuşturma ihtiyacı duyabiliyor. Alerjik problemler sebebiyle gözde oluşan kızarıklık, kaşıntı gibi durumların yaşanması da gözlerin sıkça ovalanmasına yol açabiliyor. Fakat kişiler, gözlerini kaşımak ve ovuşturmakla göz sağlığına ne derece zarar verdiklerinin farkına varamıyor. Çünkü bu durum, korneanın yapısında bozulmalara neden olurken, incelme ve yapısının bozulması anlamına gelen keratokonus hastalığına zemin hazırlayabiliyor. Önlem alınmaması durumunda ise, ileriki süreçte kornea nakline kadar varabilen büyük görme kayıpları yaşanabiliyor. Bu nedenle gözlerde yaşanan kaşıntının teşhisi ve tedavisi büyük önem taşıyor. 20-40 YAŞ ARALIĞINDA GÖRÜLÜYOR Genellikle her iki gözü etkileyen ve sıklıkla da asimetrik, enflamatuvar (iltihaplı) olmayan, kornea doku bozulması, dikleşmesi, kornea tepesinin incelmesi ve öne çıkması ile karakterize bir kornea hastalığı olan keratokonus, 20 ile 40 yaş arasında ilerleme gösterir. 40'lı yaşlardan sonra ise duraklar. Gözlerde oluşan bu deformasyon problemi, araba kullanma, bilgisayarda yazı yazma, televizyon izleme veya okuma gibi bazı faaliyetleri güçleştirebilir. BELİRTİLERİ NELER? ... Devamı

Düdüklü tencerede pişirmek zararlı mı? Dr. Yavuz Dizdar açıkladı

2017-10-05 11:06:00

Dr. Yavuz Dizdar, yemekleri düdüklü tencerede pişirmenin besin değerlerini düşürdüğünü söyledi. Peki en sağlıklı pişirme tekniği nedir? İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Radyasyon Onkolojisi Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Yavuz Dizdar, Düdüklü tencerede pişen yemeğin besin değerinin düştüğünü söyledi. Düdüklü tencerelerin yüksek sıcaklıkta olmasından dolayı özellikle sebzelerin besin değerini etkilediğini belirten Dr. Dizdar, “Düdüklü tencere gıdanın içindeki hassas bileşenlerin ortadan kalkmasına neden oluyor, vitaminlerini öldürüyor ve besin değerini düşürüyor” diye konuştu. SEBZELER ERİYOR Düdüklü tencerenin kemik suyu elde edilmesi gibi çok uzun süre gerektiren işlemlerde faydalı olabileceğini dile getiren Dr. Dizdar, “Düdüklü tencere bazı açılardan avantaj getirebilir, ama sebze unsurunu da içeren yemeklerde genellikle içeriği etkiler. Bunun bir nedeni basınç altında sıcaklığın çok yükselmesi, ama yüksek basıncın da özellikle aromada değişiklik yapmasıdır. Bu nedenle düdüklü tencere kemik suyu elde edilmesi gibi çok uzun süre gerektiren işlemlerde işi kolaylaştırır. Yani yemeğin bir bileşeninin elde edilmesini sağlar. Elde edilen kemik suyu dondurularak saklanabilir, ihtiyaç oldukça yemeklerin içine karıştırılır. Ama ana yemek daha sonra yine normal tencerede ağır ateşte pişirilmelidir. Yemeğin sebze bileşenleri düdüklü tencereye konduğunda genellikle erirler, yani doku özelliklerini yitirirler” ifadelerini kullandı. EN SAĞLIKLI PİŞİRME TEKNİĞİ Eskilerin bir lafından yola çıkarak örnek veren Dr. Dizdar, “Eskilerin bir lafı vardı... Devamı

Elektronik sigarada gizli tehlike: Aroma

2017-10-05 11:01:00

Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü elektronik sigara ile ilgili yaptığı araştırmasını tamamladı. Enstitünün sonuçlarını paylaşan Madde Bağımlılığı Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Görkem Yararbaş, bu sigaralarda kullanılan aromalara dikkat çekerek, kanser tehlikesi konusunda uyarılarda bulundu.  Türkiye'de elektronik sigara konusunda yapılan ilk araştırmalardan biri Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü tarafından tamamlandı. Araştırmaya göre, elektronik sigarada tüketilen aroma, kanserleşme sürecinde rol alıyor olabilir. Tanıtımı amacıyla İstanbul'da yapılan 800 kişilik parti organizasyonu ile yeniden gündeme gelen elektronik sigara (e-sigara) konusunda Türkiye'de yapılan bilimsel araştırmaların ilklerinden biri Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü tarafından tamamlandı. Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Madde Bağımlılığı Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Görkem Yararbaş'ın yürütücülüğünde iki yıl süren TÜBİTAK destekli araştırma, e-sigaralarda kullanılan aromaların olası bir kanserleşme süreciyle ilişkili olabileceğini ortaya koydu. Doç. Dr. Yararbaş, “Araştırma sonucunda e-sigaraların nikotin tüketimi dışında da zararları olduğunu gördük. İnternet üzerinden satın alınabilecek yüzlerce çeşit aroma bulunuyor. Bunların hepsi farklı kimyasal içeriklere sahip. Kendilerinin kimyasal olarak zararlı olmalarının yanı sıra e-sigaraların buhar üretme mantığına bağlı olarak ısıtılma sonucu içeriklerinde birtakım değişiklikler oluyor. Daha zararlı ve daha öngörülemez bileşi... Devamı

Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılır?

2017-10-04 13:36:00

Meme muayenesi ne zaman ve nasıl yapılmalı? Meme muayenesinin yapılabileceği en ideal zaman; adet bitiminin hemen ilk günleridir. Bugünlerde memeler ödemini ve gerginliğini yitirirler. Şayet kadın menopoz döneminde ise ya da rahim operasyonu geçirmiş ise kolay hatırlanması bakımından her ayın ilk haftası muayene tarihi olarak tercih edilmelidir. Kendi kendine meme muayenesi gözle ve elle uygulanmalıdır. Bu uygulamalar ayakta ve yatarak gerçekleştirilebilir. Her iki durumda da memenin kendisi, meme başları, meme derisi titiz bir şekilde muayene edilmelidir. Devamı

Sonbahar allerjisine dikkat!

2017-09-28 11:49:00

Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, sonbaharda görülen üst solunum yolları allerjilerinin, havaların soğuması nedeniyle gribal enfeksiyonlarla birleştiğinde astıma neden olabileceğini kaydetti.  Sonbahar allerjisi hakkında bilgi veren Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları söyledi: “Mevsimsel allerjiler, genelde ilkbaharda görülürler. Fakat sonbahar aylarında görünen türleri de vardır ve sıklıkla toz allerjisi de beraberinde bulunabilir. Hapşırma, burunda kaşınma ve gözlerde yaşarma şikayetleriyle kendini gösterirler. Öksürük, hırıltılı solunum, nefes darlığı gibi belirtiler de beraberinde olursa astım habercisi olabilir. Özellikle çocuklarda, mevcut tabloya havaların soğumasıyla birlikte diğer üst solunum yolları enfeksiyonlarının da eklenmesiyle oldukça rahatsız edici olabilirler. Kreş ve okul gibi toplu yerlerde, nezle, grip, kabakulak gibi hastalıklar hızla yayıldığı için çocukluk çağındaki en sık rastlanan sorunlardır. Çocukluk dönemindeki, doktor ziyaretlerinin yarıdan fazlasını üst solunum yolu enfeksiyonları oluşturuyor” dedi. Sonbahar allerjisi okuldaki başarıyı negatif etkiliyor  Allerjik nezlenin uyku kalitesini de bozduğunu anlatan Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları kaydetti: “Allerjik bir çocukta, sinüzit, geniz eti büyümesi, orta kulak iltihabı daha sık görülüyor. Mevcut tabloya burun tıkanıklığı da eklendiğinde, gece uykusunu alamayan bir çocuk, sabah yorgun uyanıyor ve derslerine konsantre olamıyor. Bu çocuklarda, gün içinde uyuklama, bitkinlik,  sık sık burnunu çekmeye bağlı psikolojik ve sosyal sorunlar olabiliyor. Ayrıca, allerjik hastalıklarda, burun ve östaki tüpü tıkanıklığına bağlı işitme kaybı da sık&ccedi... Devamı